10 Mart 2015 Salı


Limits are like fears ... just an illusion...

2012'de Çekmeköy'de yaşıyorken kendime ait bir ufak işletmem olmasına rağmen ve bu işletme yoga üzerine olmasına rağmen .. sanırım borçlardan.. yada belki sadece dibe vurmak gerektiğinden hayatımın en ultra kilolu haline ulaştığım sırada.. dünyanın en güzel spor salonu manzarasına sahip yeri olduğunu düşündüğüm yere kaydolduk... haftada 1 gider miyiz off şuram ağrıyor poff buram ağrıyor acaba 2 mi gitsek... yok yok 3 gidelim sıkılaşıyorum galiba filan derken... biraz işsizlik biraz tam anlamıyla güçsüzlükten kendimi her gün adanmış bir şekilde spor yaparken buldum...
Grup dersleri senin ağırlıklar benim cardiolar yüzmeler filan... 2013 yazına geldiğimizde 15 kilo filan vermiştim...insan kendini mutlu hissediyor tabi..
Sonra olaya Türkiye'de yeni başlayan koşu furyası eklendi... en son kendimi 2005 senesinde Cooper testi yaparken hatırlıyorum... "ben koşaamammmm koşmayı bilmiyoruummm beennn" diye zırlarken, kulakları çınlasın o dönem ki Nişantaşı Fitline hocalarından Tansu, bir anda koşu bandındaki hız seviyesini yükseltip " bak işte koştun bile" demişti... aradan geçen senelerde bu hatıranın üzerinden epey seller geçmiş o kesin...
Neyse, derken Nike ilk 5 km'lik Caddebostan koşusunu yapmaya karar verdi, sportif hareket engellenemez havasında koşup kaydolduk, 5 kmyi koşmayı boşver zor yürüyüp bitirdiğimi çok net hatılıyorum...Bir sonraki sene ise beraber çalıştığım antrenörümle 7 km'lik mesafe için personal best ifadeleri konuşuluyordu.. zaman sen nelere kadirsin...
Toparlamak gerekirse, yeniden koşmaya başladım... bu defa Tansu diyor diye değil, kendi öz irademle.. Baktım koşabiliyorum... derken bir antrenörüm oldu... hedefler öyle 10 km filan olmaz yarı maraton koşalım dedi.. ben daha bir kaç ay önce 5 km'yi zor yürüyordum, nasıl olacak ki bu iş derken..gelsin koşular gitsin yarışlar 2014 senesinde 2 hafta arayla biri Bozcaada olmak üzere 2 yarı maratonu bitirdim...
Bitirdin de ne oldu derseniz?
Elbette konu sürelerle ilgili değil, ama zihinsel bariyerleri kırmak ve insanın yavaş yada hızlı ama isteyerek ve inanarak, bir tutam da motivasyon ile başarabilme güdüsünün tetiklenmesi durumu ortaya çıktı, hem de fena halde...
Zaten yüzüyordum... e şimdi bir de koşuyorum... o zaman bir de bisiklete binebilirsem, neden olmasın hedefleri büyük tutmak lazım bakarsın bir de triatlon çıkarırım...
Ama önce bisiklete binmeyi öğrenmem lazım ... yaş 30 !
Sevgili Mali, bir bisikletçi olarak yanımda yaz sıcağında dili dışarda beni tutacak devrilmeyeceğim diye koşarken atlete dönüştü, " senin yüzünden koşmaya da başladım" diyordu...
Oldu! Benim gibi iflah olmaz senelerdir kimsenin öğretemediği bisiklete binmeyi 30undan sonra Mali tam 4 gün çok çeşitli farklı bisiklet denemeleriyle öğretti! ( yol denedi olması şehir denedi olmadı tandem denedi biraz dengeyi buldum dağ ile kapanışı yaptık )
Sonra uygun fiyatlısından bir şehir bisikleti ile yazı geçirdim... tabi ki düşerek... sonra Marmaris Bördübet'te kenarı uçurum, 2 arabanın zor sığdığı , bol virajlı, harika manzaralı, yokuşlu bir yolda gidip, ama dönerken çok yorulup gece karanlığında dualar eşliğinde yeniden orman içindeki otele erişince anladık kı oldu bu iş!
Sonbahar ile beraber kış gelmeden çaldık Mali'nin kapısını tam bana göre bir yol bisikleti toparlayıverdi... bir heyecan aldık, Maltepe'ye gittik bir kaç tur attım, off ne güzel gidiyor şehir bisikletinden sonra... omuzlarım biraz ağrıdı ama oluyor bu iş ne hoş...
Velodroma giricem diye tutturdum... hızlandım.. şehir bisikletinden sonra ferrari gibi tabi... hızlandım... çığlık atıyorum... "rüyalarımdaki gibiiiii"... iiiiiiiiiii ... çat çut küt pat..
1 saat sonra Mali'deyiz, karbon çatalın ki kendisi bisikletimdeki en pahalı parça olur, vidası eğilmiş bükülmüş, gidonum yamulmuş... dokunsan ağlamak üzereyim.. dizimin ağrısı var ama cici kızım dağılmış olduğundan pek anlamadım bile ...
Velhasıl aylar geçti.. dizim biraz sorun çıkardı.. sonra iyileşti.. bisikletim de tabi iyileşti.. kendisini bütün kış evde trainerda uslu uslu easy easy antrenman için kullandım...
Aklımda hep sorular... yine düşer miyim? düşersem kendime bir şey olması sorun değil başkalarını da düşürür bir de sakatlar mıyım? ya virajı alamazsam... bisiklet ayakkabısı ile kullanabilir miyim? yine takla atar mıyım? tekrar dizim sakatlanır mı? bu defa sol dizimi toptan mı kaybederim acaba?
Rüyalar görüyorum yurt dışında Half Ironman'e gitmişiz bisikletimi teslim noktasına bırakırken rüyamdaki düşüncelerim bile düşmeden bisiklet etabını geçer miyim diye...

Eeee?
Hayır henüz bir başarı hikayem yok... Sadece geçen gün Marmaristaki üstün mücadelemi hatırladım... haftada 8-10 - 12 hatta 15 saatlere çıkan antrenmanlar ile verdiğim emekleri fark ettim diyelim... ve triatlon perisi dürttü... aydınlandım!
Zihnimdeki bisiklet bariyerleri kalktı... yahu trafiğe kapalı yolda ben neden düşüyorum?
tabi ki yarışabilirim!
Geçen hafta gelen wet suitimin " wet suitim bile var" duygusunun da olaya katkısı yok değil hani ! :)
Şimdi bana bir triatlon yarışı lazım...

Limits are like fears ... just an illusion...




1 yorum:

  1. Çok güzel özetlemişsin:) Artık yarışa bekliyoruz...

    YanıtlaSil