15 Ekim 2015 Perşembe
Yüzmek
Durup durup yazı bombardımanı yapmamın sebebi bütün yaz içimde biriktirdiklerimi hala hissediyorken yazabilmek.
Bu sene ki hayallerimin için de uzun mesafe açık deniz yarışlarından yada maratonlarından birine katılmak var.
2012 senesinde 20 metrelik bir havuzu bir baştan bir başa tek seferde kesintisiz yüzebiliyor musun deseydiniz cevap hayır idi.
Şimdi ne oldu, hayırdır?
Çekmeköy Mayadromda spor yaparken 1000 metreyi 45 dkda filan yüzdüğüm günlerde bu bir antrenman ve mutluluk sebebiydi.
Fakat içimdeki deniz kızını henüz hatırlamamıştım.
Bozcaada doğmadım ama çocukluğumun yazlarını geçirdim ve annem orada olduğumu söylüyor.
Yani rüzgarlarıyla tuzundan üfleyerek yapmışlar etimi ruhumu.
Bu sene bunu hatırlayıp aydınlanma senesiydi.
Suyu her zaman sevdim. İçinde olmayı, kıyısında oynamayı, hamamları bile. Denizsiz bir şehirde yaşayamam diye düşündüm hep. Denizi göremesem bile çabucak görebilecek kadar yakın olmayı istedim.
Hani var ya toprak insanları ben de su insanıyım herhalde. ( Boğa burcu ile ironi yarattı sanki :) )
Kendime göre yüzüyorum filan ama bu sene en çok yüzdüğüm zaman oldu, sakatlıklar filan olunca, bisikletten düşünce yada recovery için hep yüzdüm.
Hatta bir ara 10 gün aralıksız yüzdüm 30km filan etti :)
Havuz güzel güvenli sıcak.
Enkaya üye olunca 50lik havuzda yüzmeye başladım geçen kış, hap kadar havuzlardan sonra deniz gibi geldi.
Bir de baharda üstünü açtılar, gök yüzüne bakarak yüzmesi ayrı bir güzel oldu.
Ama denizde yüzmek bunlar gibi değil.
Denizde dalga var ve her an altımdan ne çıkar, popomu jaws kapar, çok açılırsam dönebilir miyim duygusu :)
Bu sene açılışı erken yaptık sanırım Nisan'da ilk denize girdim sezonu Ekim sonunda kapatacağım gibi görünüyor.
Bütün yaz çok sayıda seyahat edip kaçamak filan yaptık ama her fırsatta bunu antreman kampına çevirdiğimiz için uzun yüzmeler de yapabildik.
Açık denizde, dalgada , rüzgarda, yağmurda yüzmenin faydalarını performansa katkılarını filan anlatmayacağım.
Bu yüzmelerde gelişen hissi paylaşmak istiyorum.
Bu yaz boyunca giderek denizde yüzmeye dair endişeler kayboldu, soğuk, rüzgar, dalga, yağmur, wetsuit, deniz anaları ve diğer deniz canlıları...hatta karanlık bile kendi halinde akıp geçmeye başladılar.
Sonra mesafeler kaybolmaya başladı.
Geçtiğimiz senelerde yelken yaparken hissettiğim vaftiz olma duygusunu bu sene denizde uzun mesafeler yüzerken yeniden yaşamaya başladım.
2500 - 3000ler denizin dibini seyrederken inanılmaz bir keyfe dönüştü.
Kokular kayboldu.
Daha fazla suda kalma hissi gelişmeye başladı.
Ruhum her yüzmede yıkandı.
İçimden aşk doğdu.
Ironcamp Erdek'te insanların çığlık attıkları deniz anaları 5500 metre yüzerken ( son 20 dakikasında tamamen karanlıktan göremesem de ) birer hayalet dansçıya dönüştüler, gökyüzünde martı izler gibi...
Suya karışmak ister oldum, suda kaybolmak.
Kamptaki bu yüzmeden sonra yapabilirim diye düşünmeye başladım, zaten yapabildiklerimin en iyisi.
Bu sene belki bir uzun mesafe yüzme yarışı yapmak mümkün olur, Kaş Meis mesela ne harika!
Boğazı geçemiyorum bir türlü seçmelere gitmek ciddi sıkıntı.
Ama yüzecek deniz bol ne de olsa :)
Dedication is no seasonal
Geçen sene sanırım ilk bahardı bir rüya gördüm.
Böyle deniz kenarı bir şehirdeyim ama Türkiye değil pek bir medeni bir yer :)
Yarış için gitmişiz, kaldığımız oda fazla aydınlık değil yada perdeleri kapalı yarış için eşyalar sağda solda, çabuk toparlanıp odadan çıkmam lazım çünkü bisikletimi yarış öncesi teslim etmeye transition alanına gitmem gerekiyor.
Sokaklarda kalabalık insanlar var ve alçak katlı evler belki yunan adası olabilir, sahil boyunca bir kıyı şeridindeyim.
Deniz kokusu ve rüzgarı var, bisiklet elimde yürürken ertesi gün yapılacak yarış için hafif bir mide bulantısı seviyesinde heyecan hissediyorum.
Rüyamda ilk half ironmanimi koşmaya gitmişim.
Uyandığımda eşim yeni yapılan bir yarışı gösterip katılmak isteyip istemediğimi sordu.
Yok artık dedirten cinsten ama gerçekten yarışın sayfalarındaki şehir benim rüyamda gördüğüm şehir, Hırvatistan Pula.
Geçtiğimiz sene yaklaşık olarak bu zamanlardan beri triatlon konstantrasyonunda antreman yapıyorum.
Yaklaşık 1 sene ama yüklenme dönemlerini 9 ay veya daha fazla kabul edebiliriz. Bu süre içerisinde 2 günden fazla ara vermedim ve çoğunlukla 7 gün antrenman yaptım.
2 farklı ekolden 2 farklı antrenör ile çalışma fırsatı buldum, her ikisinde de büyük katkı gördüm.
Yaz dönemi itibariyle antrenman süremi daha da arttırdım çift antrenmana çıktım.
Mümkün olduğunda 3 + 1 şeklinde progressive artan antrenman yükleri uygulama çalıştım.
2 Ironcamp ve çok sayıda haftasonu kaçamağı ile 3-4 günlük kamplar ve yüklemeler yaptık.
2 sprint 1 olimpik triatlon, 2 yarı maraton koştum, ufak tefek antrenman yarışları da yaptım.
Bu arada 2 fobik bisikletten düşme macerasına rağmen beni hasta edecek şekilde etkileyen bisiklete binme konusunda dostlardan eşimden ve profesyonel yardımlar alarak ciddi bir stres yönetimi sınavı verdim.
Beslenme düzenimi de vegan hale getirip %80 bunu korudum ( arada özellikle seyahat zamanlarda genelde alternatifsizlik sebebiyle kaçırdığım peynirler hariç).
Bu süre içerisinde mevcut sakatlıklarım hep ordaydı sol dizim her zaman ağrıdı, sağ omzum hep arada ağrıdı ama buz yaptım, fonksiyonel anrenmanlarla güçlendirdim, pilatesi 2 senedir hiç bırakmadım ve en önemlisi ağrıları filan hiç takmadım.
Hedef olan olimpik yarıştan sonra olmayan herşey bir anda oldu. Koşmaya çalıştım 2 km koşamaz oldum. Yüzmek istedim yüzemez oldum. Bisiklete bineyim dedim o bile olmadı. Biraz zaman tanıyım bari dedim. Hafif joglar yapmak istedim derken her antrenman denemesinde yeni bir sakatlık çıktı hatta dinlenirken bile sakatlık çıktı. Mevcut sakatlıklara alışıyor insan, yenisine hazır değilmişim gerçekten epey moralimi bozdular.
Her antrenman sonrası strechinglerini 20 dk yapan aksatmayan, kuvvet konusunda ilerleme gösteren ve pilates ile destekleyen ben, ardışık olarak sürekli patladım ve inanılmaz demoralize oldum diyebilirim.
İnsanı neyi hatalı yapıyorum bu kadar sabırla özen gösterdiğim herşeyi adım adım ilerleyerek gerçekleştirdiğim bu kadar hassasiyetle yaklaştığım bir konuda nasıl olur da yeni sakatlıklar hem de dinlenirken gelir diye durup düşünüyor.
Düne kadar tam 32 gün geçti söz konusu yarıştan bu yana. Resmen 32 gün boyunca fiziksel ve mental bir çöküş yaşadım. 3 senedir düzenli spor yapıyorum ilk defa bu hale geldim. 3er gün sıfır hareket olmak üzere 2 kere ara verdim ki bu benim için epey kocaman bir durgunluk. Tabi ki obez eğilimli sedanter bedenim kendimi hatırlattı ve hemen kilo aldım. Fakat esas kritik konu olarak antrenman motivasyonumu kaybettim bu süre içinde bedenim kadar ruhum da istemedi resmen.
Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp kendi haline bıraktım, sallamadım, yemekleri götüdüm, keyfime baktım, abur cubur yedim pislik yaptım :)
Ta ki düne kadar, dün sabah havuzda kurulmuş makine gibi kocaman bir enerjiyle yüzerken aniden geri geldim, 32 gün nekahat hali geçiren bedenim ve ruhum isteğine ve gücüne yeniden kavuştu.
İşin en ilginç tarafı bu süreci birebir eşim de deneyimledi ve aynı şekide arkasında bıraktı.
Dün akşam enka pistinde bir kısa intervali sakatlıksız ve rahat olarak bitirince resmen ağlayacak hale geldim.
Uzun zamandır antremanlar ile varlığımı sürdürüyorum ama bu kadar sevip de üzerime iş edindiğimi kendime bile söylemedim sanırım, garip bir yüzleşme yaşadım.
Yapabilme hissini herkesin tatmasını isterdim, insanı yüceltiyor.
Artık muktedir olmaya dair yeniden motivasyonum olduğuna göre yapmak istediklerimden bahsedebilirim :
Tabi ki süreleri iyileştirmek,
Yüzme için uzun mesafelerde 2'nin altına inmek ,
koşu için interval hızlarını uzun koşularda sürdürebilir hale gelmek,
bisiklet için üzerinde beslenebilir hale gelmek, spd pedala geçmek ve elbette uzun mesafelerde hızlanmak.
Önümüzdeki sene eğer bedenim izin verirse ve yeterince kilo verebilirsem Maraton koşmak da istiyorum. 2 senedir koşuyorum ama ilk defa bu sene nihayet bu duygu içimde yeşerdi. Sanırım artık benim için ön hazırlık gerektirmeden tamamlanabilen yarı maratonlar bu duyguyu vermiş olabilir.
Kendime Berlin maratonunu seçiyorum çünkü seyircisi, desteği çokmuş, gidenler anlatarak bitiremiyorlar.
Ben deniz gazla çalıştığım için 42 km boyunca alkışlar tam bana göre :)
Bu sene takım olarak Gloira Half Ironman'de yarışıcam yüzücem ve koşucam ama Mayıs ayında Antalyada tümünü kendim yapabilmeyi diliyorum, rüyamdaki Pula'ya seneye gider miyiz bilmiyorum ama Antalya'da bir kıyı kenti en nihayetinde :)
Aslında bunu yapmadan önce bir kaç olimpik daha koşabilmek isterdim ama şu zamanlarda yarış bulması zor.
Bir de Manavgat'ta yapılacak 35 kmlik nefis manzaralı parkuru olan bir minik ultra maraton denemek istiyorum, bu 4G olup konforlu yapılan Likya, Kapadokya gibi ultramaratonlar da aklımın bir kenarında hep bir yerlerde geziniyor.
Belki maraton öncesi hazırlık koşusu gibi planlayıp sonra maratonu koşarım.
Bu sene bir de yüzme maratonu yapmak istiyorum bununla ilgili ayrı bir yazı yazmak niyetindeyim
Tabi ki Bozcaada ve Gelibolu yarı maratonları koşulacak ve bu arada piyango filan çıkarsa yurt dışında da yarı maraton koşmaya seve seve giderim, aynı durum olimpik triatlonlar için de geçerli tabi :) yoksa yurdum imkanlarında yakışıklı parkurları seçip yarışmaya devam edicez napalım :)
Tüm bunları yapmak için bu sene daha fazla kuvvet çalışması yapmayı dumblelar ile daha sık görüşmeyi, fonksiyonel zıplamaları hoplamalar ve pilates ile daha ciddi düşünmeyi ve antrenman planımda bu egzersiz gruplarına daha fazla zaman ayırmayı bu senenin en önemli öğretileri arasında sıralayabilirim.
Kış dönemi daha konstanre ve dedike antrenman yapabilir hissediyorum kendimi, yazın sıcakken bu işler bence daha zor oluyor, umarım yeni hedefleri gerçekleştirebilmek ve onları keyifle yazmak mümkün olur.
Diyorlar ki :
Dedication is no seasonal !
13 Ekim 2015 Salı
Bu sene koştuğum Yarı Maratonlar
Bu sene iki yarı maraton koştum.
Biri Bozcaada, yokuşları sebebiyle yarı maratonları babası.
Bu parkurun benim için bir anlamı var çünkü bizim adada evimiz var.
Benim pek geniş olmayan çocukluk anılarımdan en yaramazları hayal meyal Bozcaadada.
Ben küçükken babamın adli tatilleri ve annemin dönem tatilleri arasında uzun zaman adada olurduk.
Koşarken geçtiğim koylara dair anılarım hatıralarım var.
Bu sene ikinci defa koştuğum parkuru bu defa yarış esnasında kendiliğinden Maratonist Ali ile koşmaya başladık, o 10 km diye çıkmış baktı bu tombik koşuyor hadi beraber gidelim dedi yanımda kaldı :)
15 km boyunca yokuşlardan nefes alabildikçe tavan yapan nabzımın arasında anıları anlattım Ali'ye, bol bol babamı andım. Sonra kolyem koptu düştü sanınca ben aniden durup kolye arayınca Aliyle koptuk ama olsun, buna rağmen geçen seneden 30 dk iyi geçtim finishten!
Adayı seviyorum derken en az onun kadar harika yeni bir yarış oldu, Gelibolu Run For Peace.
Bu sene baharla Gelibolu açılışını yapmak ve sohbahar ile Geliboluyu kapamak kısmet oldu :)
Baharda kampa gitmiştik 3-4 günlüğüne bisiklete bindik, wetsuitle yüzdük, ama harika koştuk.
Parkur düz değil ama bir Bozcaada da sayılmaz hani. Kamp dönüşü yol boyunca kesinlikle burada yarış olmalı diye aramızda konuştuk.
Tam döndük 1 hafta geçti geçmedi Run for Peace açıklandı, ben de tabi gönüllü bol bol reklamını yaptım.
Bir gün önce gidip bisiklet turu yapma şansımız oldu yol harika inanılmaz keyifli turladık kızlarla.
Okullar kapanınca trafik pek yoktu keyfimize kaymak oldu.
Büyük heyecanla bekleyip Maratonistten 8 kişi gittiğimiz yarış öncesi düm düz yolda ağır ağır yürürken ayağımı sakatladım, planladığım uzun koşular yalan oldu.
Ama nasıl istiyorum orada koşmak anlatamam..
Bisiklette beni bir başıma bırakmayan Kübracım da ilk yarı maratonunu koşacak dedim bari beraber gidelim ben koşamazsam bir yerden ambulansa filan binerim umarım...diyerek başladık koşmaya.
İnsan koşarken binlerce duygu yaşıyor Geliboluda. Neredeyse iyi ki şehitlik olmuş diyeceğin kadar tecavüzden uzak kalabilmiş. Yerleşim yeri yok. Tarlalar, çayırlar , ormanlar kendine göre bir dizgide akıyorlar.
İstediğim gibi koşamasalarda varlıkları için hep şükrettiğim bacaklarımla şehitliklerin yanlarından geçiyoruz İngilizler Fransızlar Anzaklar Memetçikler... Barış için koşarken biz koşalım diye yatanları düşünüyor insan, bu sene 100 sene olmuş.. 100 senede toprağa karışmışlar topraktan yeniden doğmuşlar...
Doğa harika, şansımıza hava da yine harika... Kaldığımız mocamp deniz kenarında hemen yanında bir şehitlik var kapısında gürültülü kahkahalar atmayın diyor saygıya çağırıyor hepimizi.
Yutkunurken boğazında bir sürü duygu taş gibi olup içine akıyor sanki.
Sahilinde kıyıya vurup denize karıştıları sularda kulaç atıyoruz.
Baharda gittiğimde çok sevmiştim sonbaharda da ayrı bir sevdim. Her sene koşulacak 2 yarı maratonum oldu.
Bu sene performansların süreyle ilişkisini de kavramış bulunmaktayım 3 buçuk saat yarış yada antrenman yapınca 2 saat civarı bir performans artık her an yapılabilir oluyor. Aniden Paris'e filan uçup bir koşup gelirsem artık kendime şaşırmam :)
Bir yarı maraton boyunca destek gördüğüm sevgili arkadaşıma yoldaşlık edebildiğim için de ayrı bir keyifli oldu yarış.
Ayağım sorun çıkardı tabi, ama sızlanmadım konsantre oldum, yarış hali bir değişik bir kafa gerçekten... ve her zamanki gibi son 5-6 km enerjim kocaman oldu etrafa bile taştı.
İlginç gerçekten yarışlar için bile alışkanlık geliştiriyor insan :)
Jr. TriG Edoras
Ne zamandır yazıcam deyip yazamadıklarım...
Bu yaz büyük değişimler oldu...
Mart ayında beni dürten triatlon perisi biraz daha fazlası için peri tozu serptti diyelim hem de kötü giden şeylere rağmen...
Bisiklet hayatım trainerda indoor antrenmanlardan sonra nihayet tam dışarı hem de ilk yol antrenmanına çıktığımda yeniden sekteye uğradı.
Kocaman emniyet şeridi olan Keşan yolunda yine düştüm ama bu defa yanımdan geçen araba sebebiyle eşimi dehşete düşüren beni de onun tepkisi nedeniyle beni de bayılma noktasına getiren tecrübeden sonra haftalarca her bisiklete bindiğimde bacaklarım zangır zangır kendi kendine tepkiler verdi.
Hayatımda ilk defa bir konuda fobi geliştirdiğim yetmiyormuş gibi resmen bir de tik edindim.
Keşan yolunda düştüğüm gün sümüklerimi çeke çeke bisikletimi hatta en sevgili saatimi satmaya karar vermiş tepine tepine arabaya doğru yürürken aslında arabanın içinde bile trafikten korkan ben bisikletin üzerinde nasıl yollarda olur diye kendi kendime sorduğum sorulara henüz cevap verebilir halde değildim.
Sonra ne oldu ? artık bahsedebileceğim kendimce bir başarı hikayem var sayılır.
Öncelikle Istanbulda sevgili eşimin eskortu eşliğinde ilk sprint triatlonumu tamamladım.
Düz olan parkurda 2 kere düşme tehlikesi atlattım ama düşmedim.
Yarışı bitirdiğimde gözlerim dolu doluydu ve beni tanıyan herkes sebebini biliyordu sanırım.
Sonra İznikte bir sprint daha bitirdim. Sudan kadınlarda ikinci çıktım ama saçma sapan İznik ara sokaklarında çok sayıda dönüş ve bozuk yollardan bir türlü bitmek bilmeyen ve yerde yatıp öldü sandığım bir yarış kazası gördükten sonra nihayet ve bu defa tek başıma bir yarış daha bitmişti.
Derken İstanbul trafiğinde söylene söylene ilk 45 kmi yaptım.
Ardından 2 senedir gidip bir türlü tamamına katılmayı beceremediğim Maratonist Ironcamp'e gittik.
Sevgili Kübra beni bir başıma bırakmadı ve escortu sayesinde bu defa sevgili eşimde olmadan kız kıza Erdek Susurluk yollarını beraber kat ettik.
İlk olimpik triatlon simulasyonu iyi geçince bu senenin hedefi olan yarışa hazır olduğumu hissetmeye başladım.
Tırmanış antrenmanları ve bir profesyonel destekle bir kaç ders de eklenince kendimi Kuşadasında buldum.
Yarış psikolojisi enteresan, bisiklet konusunda o kadar ileri seviyeye erişmiş bir fobim oldu ki insan her seferinde mi midesini bozar, ben her yarış ve her bisiklet sürüşü öncesi bozuyorum, ama yarış halinde tuhaf bir şey oluyor.
Şu meşhur an'da kalmak böyle bir şey sanırım, koluma o yarış numarasını yazdıkları anda çevresel herşey ile bağlantım bitiyor, duyuyor tepki veriyorum ama konsantrasyonum başka bir seviyede sanki... Kuşadası da öyle oldu...
Önceki gün parkur testi yapalım diye yarışda 8 kere çıkılıcak duvar gibi ama kısa virajı çıkalım dedik, çıktık ve ben bayıldım! hem de küt diye :)
Ertesi gün yarışın içinde insanlar yürüdüler ben tam 8 kere çıktım orayı.
1.5km yüzdüm üstüne 40 km tek başına çevirdim her turda kalabalık azaldı yine üzerimden geçtiler ama olsun ben devam ettim sonra 10 km koşarken yine son 2 turda insanlar gittikçe azaldı... son 2 turda yanıma finish arkadaşı geldi birden keyfim yerine geldi onu da kendimi de yükselttim hatta etraftan insan toplayıp çektim diyebilirim.
Ve bitti ama süpriz bu defa cut off olmadan bitti ! :)
Ellerimi bırakamadığım için tam 8 kere su ve jel için durdum ama bitti.
Kilit pedallar olmadığı için herkesten zor çıktım tepeleri ama çıktım.
İnmek çıkmaktan daha zor ama inebildim..
İstemek önemli bir şey ama konsantrasyon ciddi bir fark yaratıyor, kendi kendimi etkiledim diyebilirim.
Ben her işe tersten başlıyorum sanırım bisiklete binmeyi öğrendiğimden beri - ki bu yaklaşık 1 yıl oluyor - Kuşadasına kadar tüm süreç düşmeden daha hızlı bir yerden bir yere gitmek üzerineydi...
Hiç gezmeyi gezinti yapmayı denememiştim.
Derken Gloria Ironman parkurunda çook keyifli bol molalı çaylı kahveli 2 kere sel kıvamında yağmurlu yemekli filan bir 85 km yaptım. 4 saatten fazla selenin üzerinde düşmeden yokuşlar indim çıktım trafikten şehir içinden geçtim.
Hız kaygısı olmadan ve kendime inanamadan sohbet bile ettik diğer Maratonistler ile.
Artık kızlarla yaptığımız kısa mesafe bol kahkahalı Gelibolu turunu saymıyorum bile hayatımın en keyifli anılarından biri oldu.
Geçen hafta Istanbul içinde Tuzlaya gittik döndük 60k ile kendi rekorumu hem de Istanbul trafiğinde hiç bir kriz yaşamadan hem de öğlen saatinde kırdım !
Sonuç mu ?
Hala ellerimi bırakamıyorum 10 kmde bir su molası vermem gerekiyor :) ama onu da çalışıyorum olucak gibi sanki yavaş yavaş..
Hayatımdaki en büyük fobiyi ( bu sene kaza geçiren epey yakınımdaki 4 kişinin üzerimdeki tüm olumsuz etkisine rağmen ) büyük oranda yendim!
Seneye bisiklette beslenebilir hale geldiğimde hedef Half mesafe denemesi yapmak Antalya'yı gözüme kestirdim güzel parkur :)
Bu aralar her ulaştığım başarıyı daha kutlamadan biraz daha çıtayı ileri ittirmek konusu üzerinde çalışıyorum, kendimi uzun süredir triatlet ilan etmemiştim bu duyguyla.
Bu vesileyle kendime hakkımı veriyorum:
ben artık bir beginner triatletim ve seneye çok daha iyi olacağım!
Edoras artık TriGirl oldu :)
Bu yaz büyük değişimler oldu...
Mart ayında beni dürten triatlon perisi biraz daha fazlası için peri tozu serptti diyelim hem de kötü giden şeylere rağmen...
Bisiklet hayatım trainerda indoor antrenmanlardan sonra nihayet tam dışarı hem de ilk yol antrenmanına çıktığımda yeniden sekteye uğradı.
Kocaman emniyet şeridi olan Keşan yolunda yine düştüm ama bu defa yanımdan geçen araba sebebiyle eşimi dehşete düşüren beni de onun tepkisi nedeniyle beni de bayılma noktasına getiren tecrübeden sonra haftalarca her bisiklete bindiğimde bacaklarım zangır zangır kendi kendine tepkiler verdi.
Hayatımda ilk defa bir konuda fobi geliştirdiğim yetmiyormuş gibi resmen bir de tik edindim.
Keşan yolunda düştüğüm gün sümüklerimi çeke çeke bisikletimi hatta en sevgili saatimi satmaya karar vermiş tepine tepine arabaya doğru yürürken aslında arabanın içinde bile trafikten korkan ben bisikletin üzerinde nasıl yollarda olur diye kendi kendime sorduğum sorulara henüz cevap verebilir halde değildim.
Sonra ne oldu ? artık bahsedebileceğim kendimce bir başarı hikayem var sayılır.
Öncelikle Istanbulda sevgili eşimin eskortu eşliğinde ilk sprint triatlonumu tamamladım.
Düz olan parkurda 2 kere düşme tehlikesi atlattım ama düşmedim.
Yarışı bitirdiğimde gözlerim dolu doluydu ve beni tanıyan herkes sebebini biliyordu sanırım.
Sonra İznikte bir sprint daha bitirdim. Sudan kadınlarda ikinci çıktım ama saçma sapan İznik ara sokaklarında çok sayıda dönüş ve bozuk yollardan bir türlü bitmek bilmeyen ve yerde yatıp öldü sandığım bir yarış kazası gördükten sonra nihayet ve bu defa tek başıma bir yarış daha bitmişti.
Derken İstanbul trafiğinde söylene söylene ilk 45 kmi yaptım.
Ardından 2 senedir gidip bir türlü tamamına katılmayı beceremediğim Maratonist Ironcamp'e gittik.
Sevgili Kübra beni bir başıma bırakmadı ve escortu sayesinde bu defa sevgili eşimde olmadan kız kıza Erdek Susurluk yollarını beraber kat ettik.
İlk olimpik triatlon simulasyonu iyi geçince bu senenin hedefi olan yarışa hazır olduğumu hissetmeye başladım.
Tırmanış antrenmanları ve bir profesyonel destekle bir kaç ders de eklenince kendimi Kuşadasında buldum.
Yarış psikolojisi enteresan, bisiklet konusunda o kadar ileri seviyeye erişmiş bir fobim oldu ki insan her seferinde mi midesini bozar, ben her yarış ve her bisiklet sürüşü öncesi bozuyorum, ama yarış halinde tuhaf bir şey oluyor.
Şu meşhur an'da kalmak böyle bir şey sanırım, koluma o yarış numarasını yazdıkları anda çevresel herşey ile bağlantım bitiyor, duyuyor tepki veriyorum ama konsantrasyonum başka bir seviyede sanki... Kuşadası da öyle oldu...
Önceki gün parkur testi yapalım diye yarışda 8 kere çıkılıcak duvar gibi ama kısa virajı çıkalım dedik, çıktık ve ben bayıldım! hem de küt diye :)
Ertesi gün yarışın içinde insanlar yürüdüler ben tam 8 kere çıktım orayı.
1.5km yüzdüm üstüne 40 km tek başına çevirdim her turda kalabalık azaldı yine üzerimden geçtiler ama olsun ben devam ettim sonra 10 km koşarken yine son 2 turda insanlar gittikçe azaldı... son 2 turda yanıma finish arkadaşı geldi birden keyfim yerine geldi onu da kendimi de yükselttim hatta etraftan insan toplayıp çektim diyebilirim.
Ve bitti ama süpriz bu defa cut off olmadan bitti ! :)
Ellerimi bırakamadığım için tam 8 kere su ve jel için durdum ama bitti.
Kilit pedallar olmadığı için herkesten zor çıktım tepeleri ama çıktım.
İnmek çıkmaktan daha zor ama inebildim..
İstemek önemli bir şey ama konsantrasyon ciddi bir fark yaratıyor, kendi kendimi etkiledim diyebilirim.
Ben her işe tersten başlıyorum sanırım bisiklete binmeyi öğrendiğimden beri - ki bu yaklaşık 1 yıl oluyor - Kuşadasına kadar tüm süreç düşmeden daha hızlı bir yerden bir yere gitmek üzerineydi...
Hiç gezmeyi gezinti yapmayı denememiştim.
Derken Gloria Ironman parkurunda çook keyifli bol molalı çaylı kahveli 2 kere sel kıvamında yağmurlu yemekli filan bir 85 km yaptım. 4 saatten fazla selenin üzerinde düşmeden yokuşlar indim çıktım trafikten şehir içinden geçtim.
Hız kaygısı olmadan ve kendime inanamadan sohbet bile ettik diğer Maratonistler ile.
Artık kızlarla yaptığımız kısa mesafe bol kahkahalı Gelibolu turunu saymıyorum bile hayatımın en keyifli anılarından biri oldu.
Geçen hafta Istanbul içinde Tuzlaya gittik döndük 60k ile kendi rekorumu hem de Istanbul trafiğinde hiç bir kriz yaşamadan hem de öğlen saatinde kırdım !
Sonuç mu ?
Hala ellerimi bırakamıyorum 10 kmde bir su molası vermem gerekiyor :) ama onu da çalışıyorum olucak gibi sanki yavaş yavaş..
Hayatımdaki en büyük fobiyi ( bu sene kaza geçiren epey yakınımdaki 4 kişinin üzerimdeki tüm olumsuz etkisine rağmen ) büyük oranda yendim!
Seneye bisiklette beslenebilir hale geldiğimde hedef Half mesafe denemesi yapmak Antalya'yı gözüme kestirdim güzel parkur :)
Bu aralar her ulaştığım başarıyı daha kutlamadan biraz daha çıtayı ileri ittirmek konusu üzerinde çalışıyorum, kendimi uzun süredir triatlet ilan etmemiştim bu duyguyla.
Bu vesileyle kendime hakkımı veriyorum:
ben artık bir beginner triatletim ve seneye çok daha iyi olacağım!
Edoras artık TriGirl oldu :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)