Ne zamandır yazıcam deyip yazamadıklarım...
Bu yaz büyük değişimler oldu...
Mart ayında beni dürten triatlon perisi biraz daha fazlası için peri tozu serptti diyelim hem de kötü giden şeylere rağmen...
Bisiklet hayatım trainerda indoor antrenmanlardan sonra nihayet tam dışarı hem de ilk yol antrenmanına çıktığımda yeniden sekteye uğradı.
Kocaman emniyet şeridi olan Keşan yolunda yine düştüm ama bu defa yanımdan geçen araba sebebiyle eşimi dehşete düşüren beni de onun tepkisi nedeniyle beni de bayılma noktasına getiren tecrübeden sonra haftalarca her bisiklete bindiğimde bacaklarım zangır zangır kendi kendine tepkiler verdi.
Hayatımda ilk defa bir konuda fobi geliştirdiğim yetmiyormuş gibi resmen bir de tik edindim.
Keşan yolunda düştüğüm gün sümüklerimi çeke çeke bisikletimi hatta en sevgili saatimi satmaya karar vermiş tepine tepine arabaya doğru yürürken aslında arabanın içinde bile trafikten korkan ben bisikletin üzerinde nasıl yollarda olur diye kendi kendime sorduğum sorulara henüz cevap verebilir halde değildim.
Sonra ne oldu ? artık bahsedebileceğim kendimce bir başarı hikayem var sayılır.
Öncelikle Istanbulda sevgili eşimin eskortu eşliğinde ilk sprint triatlonumu tamamladım.
Düz olan parkurda 2 kere düşme tehlikesi atlattım ama düşmedim.
Yarışı bitirdiğimde gözlerim dolu doluydu ve beni tanıyan herkes sebebini biliyordu sanırım.
Sonra İznikte bir sprint daha bitirdim. Sudan kadınlarda ikinci çıktım ama saçma sapan İznik ara sokaklarında çok sayıda dönüş ve bozuk yollardan bir türlü bitmek bilmeyen ve yerde yatıp öldü sandığım bir yarış kazası gördükten sonra nihayet ve bu defa tek başıma bir yarış daha bitmişti.
Derken İstanbul trafiğinde söylene söylene ilk 45 kmi yaptım.
Ardından 2 senedir gidip bir türlü tamamına katılmayı beceremediğim Maratonist Ironcamp'e gittik.
Sevgili Kübra beni bir başıma bırakmadı ve escortu sayesinde bu defa sevgili eşimde olmadan kız kıza Erdek Susurluk yollarını beraber kat ettik.
İlk olimpik triatlon simulasyonu iyi geçince bu senenin hedefi olan yarışa hazır olduğumu hissetmeye başladım.
Tırmanış antrenmanları ve bir profesyonel destekle bir kaç ders de eklenince kendimi Kuşadasında buldum.
Yarış psikolojisi enteresan, bisiklet konusunda o kadar ileri seviyeye erişmiş bir fobim oldu ki insan her seferinde mi midesini bozar, ben her yarış ve her bisiklet sürüşü öncesi bozuyorum, ama yarış halinde tuhaf bir şey oluyor.
Şu meşhur an'da kalmak böyle bir şey sanırım, koluma o yarış numarasını yazdıkları anda çevresel herşey ile bağlantım bitiyor, duyuyor tepki veriyorum ama konsantrasyonum başka bir seviyede sanki... Kuşadası da öyle oldu...
Önceki gün parkur testi yapalım diye yarışda 8 kere çıkılıcak duvar gibi ama kısa virajı çıkalım dedik, çıktık ve ben bayıldım! hem de küt diye :)
Ertesi gün yarışın içinde insanlar yürüdüler ben tam 8 kere çıktım orayı.
1.5km yüzdüm üstüne 40 km tek başına çevirdim her turda kalabalık azaldı yine üzerimden geçtiler ama olsun ben devam ettim sonra 10 km koşarken yine son 2 turda insanlar gittikçe azaldı... son 2 turda yanıma finish arkadaşı geldi birden keyfim yerine geldi onu da kendimi de yükselttim hatta etraftan insan toplayıp çektim diyebilirim.
Ve bitti ama süpriz bu defa cut off olmadan bitti ! :)
Ellerimi bırakamadığım için tam 8 kere su ve jel için durdum ama bitti.
Kilit pedallar olmadığı için herkesten zor çıktım tepeleri ama çıktım.
İnmek çıkmaktan daha zor ama inebildim..
İstemek önemli bir şey ama konsantrasyon ciddi bir fark yaratıyor, kendi kendimi etkiledim diyebilirim.
Ben her işe tersten başlıyorum sanırım bisiklete binmeyi öğrendiğimden beri - ki bu yaklaşık 1 yıl oluyor - Kuşadasına kadar tüm süreç düşmeden daha hızlı bir yerden bir yere gitmek üzerineydi...
Hiç gezmeyi gezinti yapmayı denememiştim.
Derken Gloria Ironman parkurunda çook keyifli bol molalı çaylı kahveli 2 kere sel kıvamında yağmurlu yemekli filan bir 85 km yaptım. 4 saatten fazla selenin üzerinde düşmeden yokuşlar indim çıktım trafikten şehir içinden geçtim.
Hız kaygısı olmadan ve kendime inanamadan sohbet bile ettik diğer Maratonistler ile.
Artık kızlarla yaptığımız kısa mesafe bol kahkahalı Gelibolu turunu saymıyorum bile hayatımın en keyifli anılarından biri oldu.
Geçen hafta Istanbul içinde Tuzlaya gittik döndük 60k ile kendi rekorumu hem de Istanbul trafiğinde hiç bir kriz yaşamadan hem de öğlen saatinde kırdım !
Sonuç mu ?
Hala ellerimi bırakamıyorum 10 kmde bir su molası vermem gerekiyor :) ama onu da çalışıyorum olucak gibi sanki yavaş yavaş..
Hayatımdaki en büyük fobiyi ( bu sene kaza geçiren epey yakınımdaki 4 kişinin üzerimdeki tüm olumsuz etkisine rağmen ) büyük oranda yendim!
Seneye bisiklette beslenebilir hale geldiğimde hedef Half mesafe denemesi yapmak Antalya'yı gözüme kestirdim güzel parkur :)
Bu aralar her ulaştığım başarıyı daha kutlamadan biraz daha çıtayı ileri ittirmek konusu üzerinde çalışıyorum, kendimi uzun süredir triatlet ilan etmemiştim bu duyguyla.
Bu vesileyle kendime hakkımı veriyorum:
ben artık bir beginner triatletim ve seneye çok daha iyi olacağım!
Edoras artık TriGirl oldu :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder